Bursiyerler

Esther Voswinckel Filiz (CERES, Ruhr-Universität Bochum, Almanya)
İstanbul’da Aziz Mahmud Hüdayi – Bir Mekânın Biyografisi

Aziz Mahmud Hüdayi türbesi

İstanbul’un meşhur evliyalarından Aziz Mahmud Hüdayi (1541–1628) Celvetiyye tarikatının “pîr-i sânî”, yani ikinci kurucusu olarak bilinmektedir. İstanbul’un dinî tarihinde önemli bir yer tutan bu evliya, yaşadığı devirde sekiz farklı sultanın saltanatına şahitlik etmiştir. Sultanların hocası olarak bilinen Aziz Mahmud Hüdayi, aynı zamanda halk arasında deniz yolculuklarının ve özellikle de Boğaz’ın koruyucusu olarak da anılmaktadır. Geçmişte olduğu kadar günümüzde de Üsküdar’da bir tepenin üstündeki türbesi canlı bir ziyaret yeridir. İstanbul’da insanlar Aziz Mahmud Hüdayi’den bahsettiği zaman onun tarihsel ve dinî şahsiyetiyle birlikte insanların onu ziyarete geldiği mekânı, yani türbesinin bulunduğu yeri de işaret etmektedir. “Mekân” ve “kişi” kavramları arasındaki bu yakınlık, çalışmanın ikinci başlığını açıklamaktadır: “Bir Mekânın Biyografisi”. Antropolojik araştırma projesinde, Aziz Mahmud Hüdayi mekânını dinî bir cazibe merkezi olarak ele alınır. İnsanlar bu türbeyi ziyaret ettiklerinde hangi yollarla onunla ilişki kurmaktalar, ve bu mekândaki evliya ile çeşitli ilişki kurma pratiklerinde sergilenen bu yerin hususi, çok katmanlı maddeselliği nasıl önem arz etmektedir?

Türbe 2013 ile 2015 yılları arasında yoğun bir şekilde restore edildi ve 2015 yılı Ramazan ayında tekrardan ziyarete açıldı. Türbenin restorasyonu Üsküdar’da uzun süreli bir saha araştırmanın başlangıç noktasıydı. Bu saha araştırmasında, türbe ziyareti âdetleri ve bu yerin estetiğini, mimarisini, türbenin içerisini oluşturan önemli insan yapımlarını ve eski ile yeni katmanların çeşitli ele alınmalarını soruşturuldu. İstanbul’daki çeşitli tasavvufi geleneklerle irtibatlı birçok dinî yerin arasında Aziz Mahmud Hüdayi türbesi önemli bir yer teşkil etmektedir. Tarikatların 1925 yılında resmî olarak yasaklanması ile bütün tekke ve türbelerin kapatılmasından sonra türbe ve tekkelerde saklanan eşyaların kıymetli koleksiyonlarının büyük bir bölümü kaybolmuştur. Aziz Mahmud Hüdayi türbesindeki durum ise daha farklıydı. Aziz Mahmud Hüdayi’nin ve tarikatının “emanetleri”nin büyük bir kısmı 1970lere kadar türbenin içinde tutuldu. Bu zengin koleksiyon, günümüzde ancak az sayıda rastlanılabilecek türbe kültürünün çeşitli yönlerine de ışık tutmaktadır. Mesela, sanduka denen kabir yapısının uç noktasına konan “tâc-ı şerîf”in ritüeli ve sembolizmi, veya sandukanın üst kısmına “giydirilen” nakışlı türbe örtüsü. Günümüz İstanbul’unda türbe ziyaretinin estetiği ve maddeselliğine yönelik bu araştırmanın amacı tasavvufun maddesel kültürünün keşfine dair katkıda bulunmaktır. İstanbul’daki son dönem dinî tarihin içinde “şeylerin biyografileri” nadiren dikkate alınmıştır. Bu çalışma aynı zamanda bu boşluğu kapatmaya yönelik de bir katkı sunmaya çalışmaktadır.

Sada Payır (University of Oxford, Faculty of Oriental Studies)
Eğlence, Adap, İhlal: Geç Osmanlı İmparatorluğu’nda İstanbul’un ‘Uygunsuz’ Rumları

Tatavlalı Rumlar, geleneksel kıyafetlerle festivalde

Sada Payır, Oxford Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi’nde Tarih alanında doktor adayıdır. Sada’nın doktora çalışması, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde Pera ve Galata’da Rum Ortodoks cemaatine mensup kişilerin yasa ve düzeni ihlalleri hakkında yazdığı yüksek lisans tezine binaen başlamıştır. Bu etnik ve dinsel grup üzerine çalışmasının bazı sebepleri vardı: Birincisi, bu kişiler imparatorluğun yönetici kesimiyle aynı dini inanca sahip değillerdi. İkincisi, Tanzimat döneminde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gayrimüslimlere vatandaşlık, din ve eğitim gibi konularda birtakım yeni haklar verilmesiyle İstanbul Rum Ortodoks cemaati yeni kiliseler, modern okullar ve kültürel cemiyetlere sahip oldu. Son olarak, İstanbul Rum Ortodoks cemaatinin ekonomik refah ve entelektüel ilerleme yaşadığı bir dönemde eğitime herhangi bir erişimi olmayan, uğraşları veya vasıfları sebebiyle hakir görülmüş olabilecek Rumlar hakkında bilgi edinmeye çalışmak cezbedici bir hal aldı.

Sada’nın doktora çalışması şehrin bütününe uzanarak eğlence sektöründeki Rum Ortodoks Hristiyanlar ve müşterilerinin sosyal, ahlaki ve -belli bir ölçüde- yasal limitleri ihlal etme biçimlerini Osmanlı Devleti, Rum Ortodoks cemaati ve İstanbul toplumunun bakış açılarından inceliyor. Çalışma bu farklı açılar üzerinden, Rum Ortodoks cemaatinin daha sıkı bir cemaat yapılanmasına gittiğinin işaretlerini taşıdığı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun idari ve kentsel dönüşümlerden geçtiği bir dönemde limitleri ihlal edenlerin nerede durduklarını bulmaya niyet ediyor. Öne sürülen odur ki devlet, cemaat veya toplum nezdinde eğlence ile ilgili ihlallerin nitelikleri örtüşse dahi, ihlaller bu gruplar için farklı kaygılara sebebiyet vermekteydi. Sada’nın çalışması bu kaygılara ışık tutmakla aynı zamanda ‘ailenin yüz karası’ telakkisini yeniden gözden geçirmeyi ve geç Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gayrimüslim cemaatlerin değerlendirilmesine yeni perspektifler getirmeyi hedefliyor.

Elena Panayi (University of Cyprus)
Osmanlı kadın șairleri ve tarikatlar: Osmanlı Divan Şiirinde etkileșim unsurları

Osmanlı kadınları genellikle kamusal hayattan uzak tutuldukları nedeniyle haklarında bulabildiğimiz kaynak malzeme oldukça sınırlıdır. Osmanlı kadın şairlerinin yaşamları ve eserleri için ana kaynak şairlerin biyografik sözlükleridir (tezkire). Onlar sayesinde, en çoğu 18. ve 19. yüzyıllarda yaşamış olan 50 dolaylarında kadın şairini bilmekteyiz.

Proje, 18. ve 19. yüzyılda yaşamış olan sekiz Osmanlı kadın şairine odaklanmaktadır. Bu şairlerin hepsi de bir veya birden fazla tarikatın üyesiydi: Sıdkî Hanım (Bayramî, öl.1703), Tevhîde Hanım (Mevlevî, öl. 1847), Leylâ Hanım (Mevlevî, öl. 1848), Şeref Hanım (Kadirî/Mevlevî, 1809–1861, Sırrî Hanım (Kadirî, 1814–1877), Âdile Sultân (Nakșîbendi, 1826–1899), Feride Hanım (Şa’banî, 1837–1903) ve Hatice Nakiye Hanım (Mevlevî, 1845–1879). Bu şairlerin biyografileri ve eserleri üzerine yapılan detaylı bir çalışmaya dayanarak, proje aşağıdaki soruların cevaplarını bulmayı amaçlamaktadır: Bu şairlerin tarikatlarıyla araları nasıldı? Şairlerin tarikat üyesi olmaları sanatlarını etkiledi mi? Bu sorunun cevabı evet ise, etkiler neydi? Erkeklerin egemen oldukları ve bir hayli kalıplaşmış Osmanlı şiir geleneğinde kadının sesi çıkabilmiş midir?

Konuk Araştırmacıları

Lionel Genoud (Oxford Üniversitesi)
TRT World: Türkiye’nin Güç Projeksiyonunun Değişen Kanalları

2002 yılından bu yana Türkiye’nin uluslararası alandaki yükselişi, hararetli siyasi ve akademik tartışmalara yol açmaktadır. Yirmi yıldan kısa bir süre içerisinde Türkiye ekonomisi üç kat büyümüş, Dışişleri Bakanlığı tarafından yılda ortalama dört yeni diplomatik temsilcilik açılmış ve Türk Hava Yolları en fazla ülkeye uçan havayolu haline gelmiştir. Dahası, son yıllarda yurt dışında askeri üsler kurulması, hızla gelişen savunma sanayii ve Kuzey Suriye’de düzenlenen askeri harekatlarında gösterildiği gibi, Erdoğan rejimi savunma alanında giderek daha iddialı olmaktadır. Bu sert güç konsolidasyonu bağlamında, Türkiye’nin yumuşak güç girişimlerinin hızlı gelişmesi ve artan kurumsallaşması gözlemlenmektedir. Ancak Türkiye hükümetinin kritik ve büyüyen bir yumuşak güç kaynağı olan kamu diplomasisi yeterince dikkate alınmamıştır. İçinde bulunduğumuz bilgi çağında, inandırıcı ve çekici bir hikâye yayma kabiliyeti, yumuşak güç ve meşruiyet kaynağı olarak çok önemlidir. Bu nedenle Türkiye’nin ilk küresel haber kaynağı olan TRT World’ün kurulmasının akademik çevrelerde nispeten az ilgi uyandırması dikkat çekicidir. TRT World, Türkiye’yi yöneten kesimin “post-Batılı” bir dünyada bölgesel liderliğe erişme ve küresel bir etki yaratma çabası bağlamında geliştirilen diskuru hakkında fikir vermektedir. Bu araştırma projesi, TRT World’ün kurulmasının hem bölgesel hem küresel güç dinamikleri açısından çok dikkate değer bir gelişme olduğunu ileri sürmektedir.