Uldanay Jumabay, M.A. (Goethe University Frankfurt/Main)
Çin’de konuşulan Kazakçanın cümle birleştirme stratejilerinin karşılaştırmaları

Kazakların gündelik hayatından görüntü. Fotograf: Uldanay Jumabayç

Kazakistan’ın resmi dillerinden biri olan Kazakça, Türk dillerinin Kıpçak veya kuzeybatı koluna aittir. Kazakça, Kırgızca, Nogayca, Karakalpakça ve Kıpçak Özbekçesi gibi diğer Güney Kıpçak dilleriyle yakından ilişkilidir. Kazakistan Cumhuriyeti’nde, Çin’in kuzeybatısındaki Xinjiang bölgesinde ve Moğolistan’da on milyondan fazla Kazakça konuşan insan yaşıyor.

Türk dilleri bir dizi tipolojik özelliği paylaşır, örneğin temel kelime sıraları tipik SOV’dir (Özne–Nesne–Fiil). Tipik Türk söz dizimi sol dallanma zani baş-sondur. Gömülü tümceler, eylem adları, katılımcı adları ve fiiller gibi sonlu olmayan fiillere dayanır. Sonlu olmayan sözlü morfoloji, yan tümceleri gömülü olarak işaretleyerek bağlı alt-bağlayıcılar olarak işlev görür. Bu bağlı birleştiriciler, İngilizce serbest alt birleştiricilere, göreceli zamirlere ve zarflara karşılık gelir. Planlanan proje, Çin’de konuşulan Kazakçanın seçilmiş bazı söz dizim özelliklerini tanımlamayı amaçlamaktadır. Spesifik olarak, Kazakça yan tümce birleştirme stratejilerinde tipik Türkçe özelliklerin nasıl temsil edildiği ve örneğin Türkçe gibi diğer Türk dillerine kıyasla Kazakçadaki dile özgü özelliklerin neler olduğu hakkında çalışılacaktır. Kazak söz dizimi Türkçeye göre daha az çalışılmış olduğundan karşılaştırmalı bir analiz yeni anlayışlara yol açacaktır. Bağlı birleştiricilerin morfolojik ve semantik-fonksiyonel özelliklerinin analizine özel dikkat gösterilecektir.

Jilian Ma, M.A. (Koç Üniversitesi)
On dokuzuncu yüzyılın sonlarından yirminci yüzyılın başlarına kadar Osmanlı/Türk- Çin entelektüel etkileşimleri

Çin’de İslam hakkında iki Osmanlı eser: Kolcalı Abdülaziz, Çin’de Din-i Mübin-i İslam ve Çin Müslümanları, İstanbul: 1321(1903/1904); Hasan Tahsin, Çin’de İslamiyet , İstanbul: Tercüman-ı Hakikat Matbaası, 1322(1904/1905).

Küresel bağlamda bilgi ve insan akışına odaklanan bu proje, Osmanlı/Türk- Çin bağlantılarının ve karşılıklı algılarının izini -her iki toplumun da kendilerini küresel sahneye yerleştirmeye çalıştığı dönem olan 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına kadar olan zaman dilimi içinde- sürmeyi amaçlıyor. Çalışma aynı zamanda bu iki uzak toplumun coğrafi bilinç ve güncel olaylarla ilgili söylem düzeyinde birbirlerini nasıl imgelediklerini, algıladıklarını ve anlattıklarını; dış politika, resmi misyonlar ve farklı seyahat türleri gibi resmi ve resmi olmayan kanallar aracılığıyla uygulama düzeyinde birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını; bu etkileşimlerin birbirleri hakkındaki bilgilerini (bilginin kendisi ve bilgi biçimleri) nasıl şekillendirdiğini; iki toplum arasındaki bilgi dolaşımını hangi bağlamların teşvik ettiğini; karşı taraftan gelen veya karşı tarafla ilgili bu bilginin nasıl organize edildiğini ve yerel toplumların çok boyutlu ideolojilerine nasıl dahil edildiğini ve nasıl daha fazla temasa yol açtığını araştırıyor. Bakış açısını “Avrupa’nın hasta adamı” ve “Asya’nın hasta adamı” tarzı Batı mentalitesinden, her ikisinin birbirine olan referanslarına kaydırarak, bu çalışma, Batılı olmayan ülkelerin karşılıklı entelektüel etkisini – hem olanaklar hem de kısıtlamalar bağlamında- ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır, ve bu iki toplumun bireysel olarak içsel geçiş yolculuklarına ve karşılıklı olarak da çok yönlü etkileşimlerden meydana gelen bir diyalog ağının yaratılmasına ışık tutmaya çalışır.

Dimitrios Giagtzoglou, M.A. (University of Crete)
Teoride ve Praktikte Osmanlı “harflerin ilmi”: İlkeler, Yöntemler, Kişiler ve Kaynaklar

Şücaüddin İlyas b. İsa b. Mecdüddin es-Saruhani, (d. 967/1559), Ferahnâme, Süleymaniye Kütüphanesi, Carullah MS 1539.

Son on beş yıl içinde İslam coğrafyasında gizli ilimleri çeşitli açılardan kapsamlı şekilde değerlendiren çok sayıda kitap, makale ve dergi yayınlanmasına rağmen, bu çalışmaların çok az bir kısmı Ortadoğu ve Balkanlar tarihinin en önemli dönemlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu’na ışık tutmuştur. Bu proje, Osmanlı İmparatorluğu’nda gizli ilimlerin en karakteristik biçimlerinden biri olan harflerin ilmi incelenmesi yoluyla, bu araştırma alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Harf ilimi, Anglo-saxon çağdaş bilim adamları tarafından genellikle tanımlandığı şekliyle lettrism, dünyanın birçok farklı coğrafi bölgesinde çeşitli şekillerde ortaya çıkan gizli ilim uygulamaların bilinen yöntemlerinin en başında gelmektedir. İslam coğrafyasında Muhyiddin ibn Arabi ve Ahmed el-Buni’nin eserleri, gizli ilimlerin hem felsefi içeriğini hem de pratikteki işleyişini ortaya çıkaran en temsili örneklerdir. Harflerin bu büyük ustalarının müritlerinin çoğu, bu mirası sürdürerek Arap ve Fars coğrafyasındaki çeşitli hükümdarların saltanat meclisine kadar ulaşmıştır. Harf ilmi (‘ilm al-ḥurūf), 14. Yüzyılın ortalarında diğer Anadolu emirlikleri arasında önemli bir siyasi güç olarak yer edinmeye çalışan Osmanlı padişahları için imparatorluk ideolojilerini inşa etme çabalarında oldukça yararlı bir araç haline gelmiş; bu imparatorların yetkilerini meşrulaştırmalarında önemli faydalar sağlamıştır. Bu süreçte imparatorluk ailesinin üyelerinin korunması için gömlekler ve yazılı muskalar gibi tılsımlı nesneler yapılmış, ulemanın en önde gelen üyelerinden bazıları harf ilmini kullanarak hükümdarlara önemli olaylarla ilgili kehanetlerde bulunmuşlardır. Bunun yanı sıra, çeşitli tasavvuf çevreleri, Kur’an’ı yorumlamak, evrenin ve kendilerini çevreleyen dünyanın gerçeklerini ve bâtıni niteliklerini anlamak için harf ilminden yararlanmışlardır. Bu proje, tüm bu farklı sesleri bir araya getirmeyi ve bunları Anadolu ve daha genel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun entelektüel gerçekleri, sosyal ve politik dinamikleri ile birlikte tanımlamak, analiz etmek ve her şeyden önce bağlam sallaştırmayı hedeflemektedir.

Mehdi Mihrabına Tabar (Münih / Ludwig Maximilian Üniversitesi)
İran’da modern bir devlet inşası sürecinde ortaya çıkan teolojik-politik engeller: 1906 İran anayasa hareketi üzerine bir araştırma

Tahran Askeri Akademi Sarayında İlk ulusal meclisin açılışı (1906).

İran’da Kaçar Hanedanlığının hüküm sürdüğü 19. yüzyıl, ekonomide, siyasette ve kültürde derin değişimlerin yaşandığı bir dönem olmuştur. İran’da ilk anayasacılık düşünceleri, bir grup entelektüelin hukuk devleti, monarşinin sınırlandırılması, özgürlük ve eşitlik gibi modern konsept ve fikirleri ülkeye sokmasıyla birlikte erken 19. yüzyılda kendini göstermeye başlamıştır. Anayasa hareketinin esas hedefi, Avrupa örneğinden yola çıkarak bir dizi yasayla, başka bir deyişle bir hukuk devletinin inşasıyla Şahın mutlak iktidarını budamaktı. İki nedenden dolayı kolay ulaşılabilecek bir hedef değildi bu: Birincisi, Şah mutlak iktidarına getirilecek her türlü sınırlamayı reddediyordu; ikincisi, Şii din adamları yasa çıkarma fikrinin İslam’la çeliştiğini düşünüyordu. Anayasacıların durumunu daha da zorlaştıran şey, köklerini Safevîler’de (1501-1736) bulan ve Kaçar döneminde doruk noktasına ulaşan bir işbirliği, Şahla Şii din adamları arasındaki işbirliğiydi. Bu işbirliği, İran’da anayasacılık düşüncesinin yavaş yavaş yayılmasıyla birlikte anayasacılığı reddeden ve eski rejimin sözcülüğünü yapan bir koalisyon haline geldi. Bu çalışmada bu koalisyon, İran’da yasalara –ki bu yasaların çıkış noktası Yaradan’ın üstün iradesi ve yasalarıyla yönetilen bir toplulukta bağımsız insan aklıdır-  dayanan modern bir devletin inşası sürecinde ortaya çıkan teolojik-politik engel olarak araştırılacaktır.

Douglas Mattsson, Södertörn University, Stockholm
Black metal müzikte dini göstergebilimsel kaynaklar ve alt kültürlerin yayılması

Douglas Mattsson, İsveç’in Stockholm kentindeki Södertörn Üniversitesi’nde Din Bilimleri ana bilim dalında doktora öğrencisidir. Akademik geçmişi, özellikle din incelemeleridir ve araştırmaları daha çok Müslüman çoğunluklu toplumlardaki ve özellikle Türkiye’deki gençlik ve alt kültürlere odaklanmakta. Şu anda, Türk black metal müzik sahnesinin etnografik bir incelemesi olan doktora tezi üzerinde çalışıyor. Tezi, Türkiye’de 1990’ların başından beri var olan bir alt kültüre odaklanan ilk büyük bilimsel çalışma olacak. Mattsson, tezinin genel çerçevesi içinde, özellikle Türkiye’de din ile ilgili düşünce ve görüşlerin iletilmesinde dini göstergebilimsel kaynakların nasıl kullanıldığıyla ilgilenmekte. En son yayınları arasında, The Politics of Culture in Contemporary Turkey (Pierre Hecker, Ivo Furman (eds.) Edinburgh University Press, 2021) ve Living Metal: Metal Scenes around the World (Bryan Bardine, Jerome Stueart (ed.) Intellect, 2021) antolojilerinde bölümler yer alıyor.